Kurallar ve sınırlar çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar…

Çocuğunuzun ebeveyni olun, arkadaşı değil…

Ebeveynlik popülerlik yarışması değildir…

Popüler ve sevilen anne baba olma adına kuralsız, sınırsız, sorumsuz çocuklar yetiştirmekteyiz…

Bu sözler yakın zamanlarda okuduğum bir yazıya ait. Bu yazılanları okuyan pek çok anne baba şimdi içinden;

“Elbette çocuğumla arkadaş gibi olacağım, eskidenmiş o ciddi ve otoriter anne babalar, zaten bütün gün ayrı kalıyoruz birde onu yapma, şöyle davranma diye çocuğumu mu üzeceğim, hayatının her sürecinde sorumluluklar ve kurallar karşısına çıkacak bırakalım bizim yanımızda bari rahat etsin, şunun şurasında birkaç yıl daha kıyafetini ben giydirebilirim”

Diyor, yazılanları onaylamıyor ve katılmıyordur.

Oysaki sınırlar ve kurallar çocuklar için; çok işlek bir kavşaktaki trafik lambasının güveni ve rahatlığı gibidir. Işığa ve trafik kurallarına uyarak ve biraz dikkatle o kavşaktan güvenle çıkıp yola devam edebilirsiniz. Ya birde trafik ışıkları ve kuralları olmasa…

Kurallı anne baba olmanız sevgisiz olduğunuzu göstermez. Hem kurallı hem sınırları belirleyen hem otorite hem de sevgi dolu anne baba olunabilir. Kurallarla büyümüş çocuk da mutsuz değildir. Hatta ayakları yere sağlam basan, kendine güvenli, sınırlarını ve haklarını bilen çocuklar oldukları için daha da mutlu olabilirler.

İnsanlığın var olmasından günümüze kadar hayatı kolaylaştırması, yaşantıyı düzenlemesi, eşitliğin sağlanması, hak ve adaletin korunması, huzurun olması için kurallar, talimatlar, yönergeler ya da yönetmelikler, kanunlar oluşturulmuş. Ve ihtiyaç doğdukça yenileri oluşturulmaya devam edecektir.

Yeniden “ebeveynlik popülerlik yarışması değildir” sözüne geri dönüyorum. Neden mi? Hem çocuğunun gözünde hem diğer anne babaların yanında daha popüler ve daha sevilen olma adına çocuğuna hayır demeyen, her isteğine evet diyen, sınırı ve kuralları olmayan anne babalar giderek artmaya başladı. Çalışma hayatının ve günümüz yaşam koşullarının zorlaşması, daha uzun saatler çalışılıyor olması, eve ve çocuğa yeteri kadar zaman ayıramadığını düşünmek anne babalara otomatik olarak suçluluk duygusu getirdi. Bu duygu ile birlikte sınırsız, kuralsız, arkadaşça diye ifade edilen (aile yaşantısı ile ilgili her konuda söz hakkının çocukta olduğu) aile atmosferleri oluştu.

Gün gelecek kuralsız bir yaşantıdan sonra çocuklar ister istemez kuralları olan, sınırları önceden belirlenmiş, istedikleri şeyi yine istedikleri zamanda yapamayacakları, hatta bazen hoşlanmadıkları şeyleri yapmak zorunda kalacakları ve ortak hareket etmeyi gerektiren ortamlara girecekler. Okul gibi, oyun parkları gibi, hatta tiyatro, sinema gibi.

Peki, uyulması gereken bir dizi kurallar, sınırlar kuralsız yetişen çocuğa ne hissettirebilir?

Mutsuzluk, reddedilme, işlerini başkasından yardım almadan yapma zorunda kalma (ama bundan da mutsuz olma), zorlanma, yapamama, uyum sağlayamama, nerede nasıl davranması gerektiğini bilememe, başarısızlık…

Peki, bu olumsuz duyguların sonucunda neler olabilir?

Kendine güvensizlik, rekabet edememe, başarısızlık (hem eğitim hayatında hem de sosyal becerilerde), reddetme (her türlü sorumluluğunu), içe kapanma, sadece evinde olmayı isteme, psikosomatik rahatsızlıklar (sık sık kendini hasta hissetme, bazen kusma, zorlandığı durumlarda gerçekte olmayan karın ağrısından şikayet etme)…

Doğduğu günden okul yaşantısına kadar kendi işini yapmayan, yemek ya da uyku düzeni olmayan, oyuncaklarını toplamak zorunda kalmayan, kendi başına giyinemeyen yani kuralsız ve sınırsız bir yaşantı içerisinde olan çocuğun; okula başlamayla birlikte düzenli, dersini çalışan, ödevleri konusunda dikkatli, zamanında uykuya yatan, sabah erken kalkan, evden çıkmadan kahvaltısını yapan, kendi başına giyinen, eşyalarına sahip çıkan yani kurallı ve sorumluluk sahibi bir çocuk olmasını beklemek hayal kırıklığı olur.

Nasıl olsa büyüyünce yapacak düşüncesi bu konuda tutmayabilir.

Kurallar ve sınırlar anlaşılabilir, kolay, uygulanabilir, yaşa ve gelişim düzeyine uygun aynı zamanda da güncellenebilir olmalı…

Ergenlik dönemindeki bir delikanlının saat 21.00’de gece uykusuna yatmasını beklemek, iki yaşındaki bir çocuğun tüm ev işlerinden sorumlu olmasını istemek ya da üç yaşındaki bir çocuğun eve gelen misafire ayıp olmasın diye gece geç saatlere kadar uyanık kalmasını istemek elbette uygun değildir. Eviniz, aileniz ve özellikle çocuğunuz için belirlediğiniz kuralların; anlaşılabilir, kolay, içinde bulunulan yaşa ve gelişim düzeyine uygun ve gerektiğinde güncellenebilir olması gerekir. Yaşı büyüdükçe uykuya yatma zamanının değiştirilmesi gibi…

Çok katı kurallar, aşırı kontrol ya da kontrolsüzlük tehlike yaratır…

Onu yapma, şöyle oturma, bağırma, koşma, zıplama, hoplama, yüksek sesle konuşma… Hareket ihtiyacı olan ve içindeki enerjiyi boşaltması gereken çocuğunuza bu tarz kurallar getirirseniz hayatı onun için zorlaştırmış olursunuz. Ya da tam tersi apartman yaşantısında evde top oynamasına ve başkalarını rahatsız etmesine göz yumarsanız toplumsal becerileri kazanamayacaktır. Eğer eviniz hareketli oyunlar oynamaya uygun değilse bu tarz oyunlar için parkı tercih etmek ev içinde daha sakin aktiviteler oluşturmak bir seçenek olabilir. “Benim çocuğum özgür ve rahat olacak” “çocuk oynayarak gelişir” diye evde top oyununa müsaade etmek kesinlikle çocuğa fayda sağlamayacaktır.

Anne ve baba hatta diğer aile büyükleri kurallar konusunda ortak kararda olmalı…

Tutarlı davranışlar çocuğun hayatında her zaman önemlidir. Kurallar, sınırlar anne ve baba tarafından önceden belirlenmeli, çocuk doğduğu andan itibaren bu düzen içinde yetişmeli. Anne için geçerli olan ve kabul gören bir kuralın baba tarafından benimsenmemesi ve ihlal edilmesi yani tutarsızlık çocukta da tutarsız davranışların gelişmesine neden olabilir. Aynı zamanda çocuğun hayatında yeri olan diğer aile büyüklerinin de bu kuralları bilen ve uygulayan kişiler olması gerekir. Akşam yemeğinin tüm aile bir arada ve masada yenmesi anneye göre uyulması gereken bir kural ise ve sırf çocuk istedi diye aile masada yemek yerken çocuğa TV karşısında yemesi konusunda babanın (ya da diğer aile büyüklerinin) izin vermesi tutarsızlıktır. Elbette bu çocuk otoritedeki boşluğu fark edecek ve izin almak istediği konularda babaya (ya da aile büyüklerine) gidecektir. Masada yemek yemek onun gözünde uyulması gereken bir kural olmadığı gibi annenin otoritesi de sıfıra inecektir.

Çocukların test etme becerisi son derece gelişmiştir…

Sizi, kurallarınızı ve uygulamadaki kararlılığınızı her fırsatta test etmek isteyebilirler. Diyelim ki uykuya yatmadan ve sabah kalkınca diş fırçalaması konusunda beklentiniz var ve çocuğunuz bunu biliyor. Buna rağmen her gece “bugün fırçalamasam” “sular çok soğuk o yüzden yapmak istemiyorum” itirazları belki de ağlama nöbetleri… Bunlar yaşanacak problemler. Çünkü test ediliyorsunuz. Hem de ne kadar dayanıklı olduğunuz konusunda. Siz tutarlı ve kararlı olduğunuz sürece başarı sizin olur. Ama “hadi bugün onun istediği gibi olsun” “peki tamam sular çok soğuk ısınınca başlarız” derseniz başarı okları yön değiştirebilir. Şimdi “hani çok katı olmayacaktık” “biraz esnek olmak sıkıntı yaratmaz” “ısrar edersem baskıcı olmayacak mıyım?” diyebilirsiniz. Evet, bazen biraz esnemek, sınırları gevşetmek gerekebilir. Tabi uygun durumda, uygun zamanda, uygun kuralda… Mesela yüksek ateşi var ve yataktan çıkamayacak durumdayken masada yemek yemesini istemek kararlılık değil eziyet olabilir. Böyle bir durumda çocuğumuzun ihtiyacı olan sevgi ve ilgiyi göstermeli hatta nazlanmalarına göz yummalıyız. İyileştikten sonra tekrar masada ve tüm aile ile birlikte yemek yiyecektir.

Kurallar bombardımanı yapmamak gerekir…

Aynı anda pek çok kuralı yerleştirmeye çalışmak ya da çoklu mesaj vermek yani bilgi bombardımanına tutulması çocuğun öğrenememesine, öğrendiklerini de karıştırmasına neden olur. Hayatında ilk defa sinemaya gidecek olan çocuğa “sinemada sessiz oturulur, ışıklar sönünce konuşulmaz, sesli gülünmez, yanımızdan ayrılma, elimi bırakma, bilet almamız gerekiyor…” gibi çoklu hatırlatmalar yapılması kafa karışıklığı yaratır. Sinema hakkında ön bilgi verildikten sonra bazı şeyleri yaşayarak ve zamanı geldiğinde öğrenmesi sağlanmalı. Yavaş yavaş ve adım adım… Mesela film başlamadan önce “şimdi ışıklar sönecek, sessizce filmi izleyelim” arada “ihtiyacın varsa tuvalete gidebiliriz, filme bu tarz ihtiyaçlarımızı karşılamak için ara veriyorlar” ya da biletleri alınca “bunlar bizim koltuklarımızı belirlemek için şimdi görevliye vereceğiz oda bize yerimizi gösterecek” gibi…

Kurallar ve sınırlar çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar…

Biz yetişkinler için bile kurallar ve sınırlar gerekirken çocuğumuz için kuralsız bir yaşam istememiz ve böyle bir atmosfer hazırlamamız ne kadar doğru. Kurallar öncelikle düzen sağlamak sonra bizi ve başkalarını korumak, eşitlik, denge, adalet getirmek için vardır.

Mesai saatleri ve izin dönemleri olmayan bir iş yeri ya da okul düşünün…

Ya da kütüphanede yüksek sesle konuşanların ya da müzik dinleyenlerin olduğunu düşünün…

Hatta otobüse binme, bilet alma ya da markette kasa sırası gibi bir kuralın olmadığını düşünün…

Hayat daha zor daha kavgalı daha karmaşık daha güvensiz olur.

Tüm bunların yanı sıra kuralların uygulanabilir ve herkes tarafından uygulanıyor olması gerekir…

Sevgiyle kalın…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir